11 Mart 2019 Pazartesi

Olağan Şüpheliler




Beşiktaş’ın sahasında oynadığı Konyaspor maçında hırs, istek, arzu, öfke, hayal kırıklığı, protesto, mutlu son, ne arasanız vardı. Bir de olağan şüpheliler… Kim olduklarını hatırlatmak gerekirse; kaleci Karius, Ricardo Quaresma, Necip Uysal, Şenol Güneş, Fikret Orman v.s. Açıkçası maçın kötü gittiği bölümde hepsi taraftarın öfkesinden nasibini aldı. Son 10 deplasman maçında sadece düşme adaylarından Erzurumspor’u mağlup eden Konyaspor, bu istatistikle çantada keklik gibi gözükse de esas itibariyle kolay teslim olmayan iyi bir kontrol takımıydı. Doğrusunu söylemek gerekirse, ben Beşiktaş’ın sahasındaki bu maçta oynadığı futbolu “kötü” olarak nitelendiremem. Özellikle çabuk oyun ve tek pas ile tüm gücünü takım savunmasından alan Konyaspor’u yerleşim yanlışlarına zorlayarak önemli pozisyonlar bulduğumuzu düşünüyorum. Bu sezonun geneline yayılan maçı kopartamama kâbusu hortlayınca, yeşil-beyazlıların puanlara ortak olduğunu gördük. Son dört maçta rakipler Beşiktaş kalesine tam 8 gol bıraktılar ama bu maçların hiçbirini kaybetmedik çünkü 10 gol atmayı başardık. Büyük takımlar için 4 maç 10 gol, 12 ya da 10 puan anlamına gelir ama bu sezon Beşiktaş kalecisi mirasyedi misali hücum hattının çabalarını boşa çıkarmaktan başka hiçbir işe yaramıyor. Elbette takım savunmasında da arızalar var. Kaleci Karius, bu akşam da Liverpool geçmişini sorgulatan bir performans sergilerken, Şenol Güneş’in prensi Necip de Alman takım arkadaşına uydu. Beşiktaş tandeminde Pepe, Vida, Roco, Necip, Medel, Mirin ve Fatih Aksoy sezon genelinde forma giyen isimler oldular. İşin ilginci bu isimlerden oluşturulan ikili kombinasyonların hiçbirinde savunma güven vermedi. Acaba problemin sadece tandeme bağlı olmadığını artık düşünmeli miyiz? Zaten ligde 25 maçta 33, Avrupa Liginde 6 maçta 11 gol gibi bir istatistikle –hücum hattınız ne kadar bitirici olursa olsun- büyük hedeflere koşmanız pek mümkün değil.
Konyaspor karşısında 22 orta yapan ve sadece 1 isabet sağlayan Ricardo Quaresma, taktik tahtasında yazan çabuk oyun ve tek topa uyum sağlayamayınca aynı zamanda yenen ilk golün de müsebbibi oldu. Esasen Şenol Güneş’i eleştire geldiğimiz noktalardan birisi de bu. Taktik doğrulara ulaşsa bile oyuncu seçimlerinde yaptığı hatalar (veya objektif davranamaması) nedeniyle takımın saha içi verimi düşük kalıyor. Hoş ben bu saatten sonra hoca ile taraftar arasındaki ilişkilerin dikiş tutmayacağını düşünüyorum ama görünen tabloda bu sancılı süreç bir müddet daha devam edecek gibi. Uzun zamandır Fikret Orman ile Şenol Güneş yaptıkları açıklamalarda, verdikleri röportajlarda, düzenledikleri basın toplantılarında bombayı birbirlerinin kucağına bırakmaktan başka bir şey yapmıyorlar. Geçen hafta da yazdım. Bu soğuk savaş ve sinir harbi beyefendilerin egolarını tatmin etme amacı güderken, Beşiktaş’ı da yarışın dışına doğru itiyor. Bugün Shinji Kagawa 90+3’te klasını konuşturup takımı ipten aldı ama kalan zorlu virajlara bu iklimde ve kaygan zeminde girilmesi şarampole devrilmemize yol açacak. Açıkçası mevcut durum sosyal medya başta olmak üzere, fikirlerini özgürce dile getirebildikleri her platformda Beşiktaşlı taraftarlara “kulüpte kendisinden çok Beşiktaş’ı düşünen kimse kalmadı mı?” diye sordurtuyor. Şahsım adına rahatlıkla söyleyebilirim ki, yeri gelip tornacı yeri gelip simitçi denerek yöneticiler tarafından hor görülen taraftarlar kadar hiç kimse bugünlerde Beşiktaş’ın iyiliğini düşünmüyor.


Cem Top

3 Mart 2019 Pazar

Artık haysiyet meselesi



Türk Dil Kurumu, güncel Türkçe sözlüğünde haysiyet kelimesinin karşılığını, “değer, saygınlık ve itibar” olarak veriyor. Lafı dolandırmadan şunu söyleyelim, şu dakikadan sonra Beşiktaş’ın başında kalmakta ısrar eden hocanın da onu orada tutan yönetimin de haysiyeti sorgulanır. Beşiktaş Kayseri deplasmanına liderden 11, ikinciden 5 puan geride ve sezon sonuna dair umutları pamuk ipliğine bağlı şekilde çıkmışken, kaybedilen iki puanın muhasebesi acilen yapılmalı ve çıkan faturayı ilgili beyefendiler ödemeli. Kayserispor’un en değerli iki oyuncusu kim diye sorsanız, hiç kuşkusuz bize göre cevap Cherry ve Mensah olur ki, zaten gol ve asist rakamlarına baktığınızda bu gerçek ayan beyan ortaya çıkıyor. Cherry maç öncesi annesinin rahatsızlığı nedeniyle memleketine gitmiş, Mensah da 30.dakikada sakatlanıp oyundan çıkmış. Uzun lafın kısası Kayserispor, gerçek gücünden oldukça uzaklaşmış. Bu rakibe karşı ilk yarıyı 1-0 önde kapatıp üç puanı cebine koyuyorsun ama ikinci devrede tıpkı geçen hafta olduğu gibi cebindeki puanları çaldırıyorsun. Fenerbahçe’den 12 dakikada 3 gol yiyen Beşiktaş, Kayserispor’dan da 5 dakikada 2 gol yiyerek önemli bir başarıya(!) imza attı. İşin bu yönü takımda mental bir kırılganlığın olduğunu gösteriyor. Öte yandan Atiba, Dorukhan örneklerinde gördüğümüz üzere fiziksel bakımdan da yükü kaldıramayan oyuncuların olduğu bir gerçek. Tabi böylesi bir tabloda haftalarca yüzüne bakılmayan hatta maç sonu demeçlerinde gömülen Roco, Oğuzhan gibi oyuncuları kurtarıcı olarak sahaya sürmek de enteresan. “Onlara gelene kadar ilk 11 çıkan Caner ve Quaresma’ya bak” derseniz sonuna kadar haklısınız. Maç sonu istatistiklerine göre Beşiktaş’ta pas yüzdesi en düşük iki isim Caner ve Quaresma oldular. Bunun yanında toplam 18 orta yapan bu ikilinin, isabetli ortası sadece iki tane. Böylesi kayıpları tolere edebilmek, hele ki orta sahanızın yükünü çeken oyuncular fiziksel erozyon yaşarken hiç kolay değil. Nitekim karşılaşma da kolay olmadı. Yarın (Pazar) Başakşehir ve Galatasaray maçlarını kazandığı takdirde sırasıyla Beşiktaş’ın 13 ve 7 puan önüne geçiyorlar. Kulüp binası ve tesislerde lüks ofislerinde oturan zatlar, eğer bu tablodan gocunmuyorlarsa, haysiyetlerinin sorgulanması da normaldir.
Peki, ne yapılmalı? İvedilikle yapılması gereken hoca ile vedalaşılmasıdır. Şayet Guti’nin denenmesi düşünülüyorsa, kalan haftalar kendisiyle ilgili karar verebilmek açısından oldukça değerli olacak. Hiç olmazsa kalan haftalarda gelecek sezona yönelik hamleler enikonu düşünülüp, tartılabilir. Maç öncesi basında Guti’nin Şenol Güneş’ten bağımsız olarak bir rapor hazırladığı bilgisi yer aldı ki, ben o raporda yazanların geniş kısmına katılıyorum. Örneğin devamlı surette vurgu yaptığımız Güven’in sol kanattaki yetersizliği, Karius’un maçları en güzel yerden izlemesi(!) gibi konular Kayserispor karşısında da canımızı yaktı. Elbette o raporda yer alan bütün sorunları çözüme kavuşturmak maddi açıdan büyük bir külfet getirebilir ancak haber doğruysa kulübede doğruları/yanlışları gören bir futbol adamının yer aldığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Açıkçası Fikret Orman ile Şenol Güneş’in Karadeniz inatları devam eder de takımdaki bu “saldım çayıra” havası son bulmazsa, “bari Şampiyonlar Ligi’ni kovalayalım” dediğimiz sezonu Avrupa biletinden mahrum kalarak bitirebiliriz. Kalan 10 haftada Konyaspor, Rizespor, Ankaragücü, Başakşehir, Galatasaray, Trabzonspor gibi rakiplerle oynayacağımızı hesaba kattığımızda durumun tam da şu an önleyici müdahale gerektirdiği açık şekilde görülüyor.

Cem Top

27 Şubat 2019 Çarşamba

Sen Söyle Süreyya Abi


Merhaba Süreyya  Abi,
Gönlümüzün en genç en güzel Beşiktaşlı Abisi!

Baştan söyleyeyim biraz duygusal çocuklarız, içimizi dökeyim sana biraz. Sana diyorum aileden birisin diye, yoksa saygım da sevgim de sonsuz sana.
Kendimi bildim bileli alnına düşen saçların, üst dudağını kapatan bıyıklarınla büyük bir Beşiktaş kahramansın bizim için. Belki ilk birkaç kişiden birisin Beşiktaş’ı Beşiktaş yapan. Sen de bilirsin ki;
Biz, Beşiktaş maç kazansın kupa kaldırsın diye sevmedik, Beşiktaş bizim hep derdimiz oldu, hep onu dert ettik. Sahip çıktık, dedik ki, Beşiktaş'ın bize ihtiyacı var koşalım gidelim. Forma aldık, forma çaldık atkı aldık, kâh orijinal kâh tezgah malı ama hep Beşiktaş'ın bize ihtiyacı var, bu koskoca çınar ebediyete kadar yaşasın, diye.

Biz futbolcularla idmana çıktık, teknik direktörlerle taktik çalıştık. Yeri geldi takım otobüsünü sürdük, yeri geldi “iki gözümüzün çiçeğine İnönü’ye baka baka ağladık, bilet kuyruklarında sabahladık, maça çıktık, çata çat savaştık, ertesi sabah iş olduğu halde dertten uyumadan sabahlar ettik. 2 sene boyunca yeni stadın inşaatını dakika dakika izledik. Olsun yine üzülürüz olsun yine kahroluruz da Abi. Deplasman yollarında kaza yapıp ölen sakat kalan Abilerimiz kardeşlerimiz var. Biz yine eksik kalırız da Beşiktaş var olsun yeter ki Abi!  Biz yine yıllarca kahrını çekelim Beşiktaş'ın!

Sen bize açık açık anlat da bilelim Abi ne oluyor,
Biz 8-0’da yenildik, 3-0’dan 3- 3 oldu diye değil sana sorularımız, sen işin içindesin herkesi tanıyor biliyor gözlemliyorsun, diye sana soruyoruz. Borç gırtlağı aştı. Kendi faturalarımızı kendi borçlarımızı düşünen kim, Beşiktaş’ı düşününce karnımıza kramplar giriyor. “Deplasmanda ilk 10 dakika iki gol yemiş üstüne kırmızı kart görmüşüz” gibi oluyoruz Abi, ne oluyor anlat bilelim. Bu borç harç nasıl bu kadar büyüyor Abi, sorumlusu kim hadi bir tanesi malum ülke futbolunu da batırdı ama! De ki kardeşim, oğlum;
Kulüpte durumlar şu,
Son 3 senedir hocamız medya tarafından düzenli olarak Milli Takıma gönderiliyor, bu haberleri yapan adamlar belli, muhabirler belli. Biz o adamlarla kavga edip mahkemelik oluyoruz, Hoca’yı koruyalım diye. Aradan birkaç gün geçmeden o haberleri yapan adamlar İdman Sahamızda barbekü yapıyor, löp löp et gömüyor. Kimin parasını falan geçtik Abi biz! Yalan haber yapıp algı yapanlar kulüp içinde cirit atarken biz imza almak için saatlerce kapı önünde bekliyoruz. Biz yine bekleriz de onların içeride ne işi var! De ki, şunun için içerideler…

Bu alt yapıdaki gençler niye A takıma monte edilmiyor, hangi alt yapı oyuncusu Pektemek Larin Necip’ten daha vasat olabilir. Love denen kazamaya kaç ay dayandık dayanırız onlara da. Yeter ki Öz Kaynak çalışsın, sen kime gerekiyorsa onlara anlat. Vallahi gelip yardım ederiz işlerinde sana.
Hoca çıkıp ayrı başkan çıkıp ayrı futbolcular çıkıp ayrı konuşuyor. Daha iki sene önce Bayern’i yener miyiz derken içerde 3-0’dan maç veriyoruz, bunun sebebi kimdir Abi biz kime dert yanalım?  Sen yol göster bize biz onu yapalım!

Hocanın aklında ne var Başkan ne düşünüyor!
Diğer kulüpler bizden daha kötü durumdayken sadece biz neden medyaya malzeme verip daha sonra o çakal sürüsü ile kol kola barbekü yapıyoruz.
Yöneticiler Hoca’nın gitmesi gerektiği yazılarını niye beğeniyor, yönetimdelerse neden somut adımlar atılmıyor.
Bu Tazminat meselesi nedir, Şenol Hoca bu yüzden mi kafasını Beşiktaş’a veremiyor.

Biz taraftarız Abi, Ali başkan olmuş Veli gitmiş falan biz bunlara bakmayız, kim Beşiktaş’a hizmet ediyorsa başımızın üstünde taşırız. Oy kullanabilenler Başkanı seçiyor. Biz kulüpte söz sahibi olmayanlar gördüğümüz her yerde kötü olan ne varsa söyleriz. Kötü gördüğümüzü söyleriz, haksızlık karşısında susan nedir sen de gayet iyi bilirsin. E biz bunları yaparken “bize işlerini yapsın” diyenler kulübü takımı diğer branşları başladığı yere getiriyorsa biz ne yapmalıyız sence Abi. Susalım mı? Sussak kulüp düze mi çıkacak! Yalandan gülümsediğimizde borçlar ödenecek mi?

Hesabı başkanlar sormuyorsa kim soracak! Sen söyle biz onu yapalım Abi.

Maça giden biziz, Forma alan biz, kart alan biz, ekran başında tansiyon 20 izleyen biz, her yenildiğimizde uyuyamayan her sorunda hayata küsen biziz. Biz bunları hak edecek ne yaptık Abi, sen söyle biz onu yapalım. Bunun karşılığı fırça yemek mi olmalı, Başkan bizi azarlayarak mı çözecek bütün meseleyi!

Hoca kalacak mı gidecek mi?
Günde 10 tane haber okuyoruz, Başkan çıkıp sözleşme yapacağız diyor, birkaç gün sonra Mayıs’ta seçim var bakarız diyor.
Hoca çıkıp kovmadan gitmem diyor ama daha sonra çıkıp Milli takım benim için en iyisi diyor.
Kim doğruyu söylüyor Süreyya Abi?

Hoca’ya saygımız sonsuz da Beşiktaş UCL katılamazsa bu borçlar ne olacak, sen anlat Abi sakin sakin sen anlat. Çağır bizi al eline mikrofonu anlat dinleyelim.

 O kadar bölündük ki, Suriye’den beter Beşiktaş Tribünleri. Herkesin derdi eğlenmek olmuş artık herkes seyirci!
Q7’ciler ayrı,
Şenol Güneş’ciler ayrı,
Fikret Orman’cılar ayrı,
Ahmet Nur Çebi’ciler ayrı, daha bir sürü grup sayabilirim sana.

Yorulduk, bunaldık, sürekli sorun yaratılmasından sürekli aşağı çekilme çalışmalarından yorulduk.
Eleştirdi, diye taraftarı mafya babalarına ikaz ettiren yöneticileri kime şikâyet edeceğiz.
Satılmaması gereken adamları satan, alma dediklerimizi alıp çöpe çevirenleri kime şikâyet edelim.
Pankartı bile içeri aldırmayanları kime şikâyet edelim Abi.

Herşeyi ben yaptım diyenleri kime edelim, bu yenilgilerin bu takımın halinin hesabını kime soralım!

Biz Sezar’ın hakkını Sezar’a hep verdikte, kulübü Roma İmparatorluğu gibi ortadan ikiye ayrın bölen parçalayanları kime şikâyet edelim.

Delirdik Abi, vallahi billahi delirdik,
Büyük sensin, sen anlat biz dinleyelim.

Ercan NOGAY ALPER

26 Şubat 2019 Salı

Güneş Kendini Balçıkla Sıvadı.


Güneş battı

         Vodafone Park’ta derbi 3-3 bitti ve iki takım da Devlet Bahçeli’den “Aferin” almayı(!) hak ettiler. Taraflar maçtan birer puanla ayrılmasına rağmen bu sonuç Fenerbahçe için zafer, Beşiktaş için ise mağlubiyettir. Denizin bittiğini, Güneş’in battığını anlamak için takımın daha ne türlü performanslar göstermesi gerekiyor acaba? Camia içindeki bazı çevreler ısrarla Pollyanna’cılık oynamayı sürdürüyor da ondan soruyorum.
         Aslında maçın kısa bir özeti şu şekilde yapılabilir; birinci devre Fenerbahçe üç pası arka arkaya yapamadı, ikinci yarı ise Beşiktaş. Fark şurada, Ersun Yanal soruna çözüm üretirken, Şenol Güneş yangına körükle gitti. Koskoca 45 dakika, Fenerbahçe akın akın Beşiktaş kalesine gelirken, bırakın topun hâkimiyetini yeniden ele geçirmeyi; Caner, Quaresma ve Mustafa Pektemek gibi pas yüzdesi düşük isimleri sahaya sürerek rakibinin de ekmeğine yağ sürdü. Hani rakip dördüncü golü atsa –ki atabilirdi- Şenol Güneş sevdalıları hocanın ismini derbi tarihine nasıl yazarlardı onu da kendileri cevaplasınlar. Tarihinin en kötü dönemini geçiren Fenerbahçe’yi kendi sahasında ilk yarıyı 3-0 önde tamamlayarak soyunma odasına göndereceksin, sonra da salt Fenerbahçe fobin yüzünden takımı topun arkasına geçirip “dan dun” futbola yöneleceksin. Sadece önlem almayı düşüneceksin. Hadi Başakşehir deplasmanını geçelim. İddia ediyorum Fenerbahçe 27.haftada oynayacağı Ankaragücü deplasmanında devreye 3-0 geride girsin, başkent temsilcisi o maçta rakibine puan vermez.
         Geldiğinden beri hazır olmadığını iddia ettiği Kagawa, ilk yarıda adeta Fenerbahçe defansıyla kedinin fareyle oynadığı gibi oynadı. İmkân bulsa 60-65’lere kadar oynamaya da devam ederdi. Peki, Kagawa’nın Beşiktaş orta alanıyla bağlantısını kim kesti? Bizzat Şenol Güneş. İlk Fenerbahçe derbisinde “ortamı bilmiyor” diyerek Ljajic’i yanında oturtan, o maçta da rakibini puanlara ortak eden Şenol Güneş. Bütün topların duvara çarpmış gibi geri döndüğü ortamda zaten Kagawa’dan olumlu işler yapmasını beklemek safdillik olur. Hatırlayacaksınız, geçtiğimiz hafta yaptığım maç değerlendirmesinde iki noktaya temas etmiştim. Bunlardan birincisi Güven Yalçın’ın kanat performansının yeterli olmadığı yönündeydi. Güven, Fenerbahçe karşısında çok basit pas hatalarıyla iki net gol pozisyonunu heba etti. Diğeri ise Vida’nın amaçsız ileri vuruşları ve pas hataları. O cephede de yeni bir gelişme yok hatta gerilimi yüksek ortamda Mirin de stoperdeki partnerine uyum gösterdi. Tam da bu noktada kaleci Karius için bir parantez açmak lazım. Alman kaleci bu sezon 24 maçta kaleye geçti tam 33 tane gol yedi. Önümüzdeki sezon Liverpool’a mı döner, soluğu Almanya’da mı alır bilmiyorum ama Beşiktaş kalesinde olmaması gerektiği çok açık. Belki Fabri’nin kariyerinde Liverpool falan yoktu ama Karius’tan çok daha iyi kaleci idi. Karius ne yan toplara çıkıyor, ne defansı organize edebiliyor ne de ayağı iyi. Hani karşı karşıya pozisyonlardaki becerisi olmasa “Beşiktaş’a fake Karius kakalamışlar” diyeceğiz.
         Tam bu yazıyı kaleme aldığım dakikalarda Şenol Güneş’in istifa ettiğine/edeceğine dair söylentiler dolanmaya başlamıştı. Şahsen “zararın neresinden dönülse kardır” şiarıyla bu ihtimali olumlu görüyorum. Hem yönetimle hocanın karşılıklı sözleşme satrancı nihayete ermiş olur, hem hoca çok istediği milli takıma giderek motivasyon tazeler, hem de Beşiktaş şiddetle hissettiği değişim ihtiyacına yeni bir sayfa açarak başlangıç yapmış olur. O zaman belki bu puan kaybını “her şerde bir hayır vardır” şeklinde değerlendirebiliriz.

Cem Top.

15 Şubat 2019 Cuma

Kaçıran Kaçırana

Kaçıran kaçırana

Adem Ljajic, Burak Yılmaz, Jeremain Lens… Onlar gol, biz ekran başında keçileri kaçırdık. Yıldızlaşan Yeni Malatyaspor kalecisi Ertaç mıydı, yoksa vuruşlar mı gereken kaliteden uzaktı? Adem Büyük’ün Lens’in aşil tendonuna basıp takımını 10 kişi bırakmasından sonra maçın Beşiktaş açısından kolaylaşması gerekirken, bir türlü skor üretememek takımın yıpranmasına yol açtı. Farkı arttırıp ceza sınırındaki oyuncuları gözetmek varken; Dorukhan da, Ljajic de, Vida da maç sonuna kadar %100 performansla oynamak durumunda kaldılar. Hoş, Ljajic ne yaptı ne etti kart görmeyi başardı ama son haftalarda verdiği katkıdan sonra yaptığı çocukluğu sineye çekmek boynumuzun borcu. 
Testi kırılmadan yol göstermek her zaman önemlidir. Benim seyrettiğim 2019 model Beşiktaş’ın iki önemli arazı var. Birincisi Güven Yalçın’ın tüm iyi niyeti ve çalışkanlığına rağmen sürekli yerini kaybederek oynaması. Diğeri de kesiciliğiyle hayranlık uyandıran Vida’nın top Beşiktaş’ta iken pas oyununu baltalaması. Güven için söylenecek çok şey yok çünkü oynadığı yerin oyuncusu değil. Hatta fundamental olarak da kanat oyuncusunun nasıl oynaması gerektiği konusunda bilgi sahibi olmadığını düşünüyorum. Derbide o bölgede Mustafa Pektemek gibi sürpriz isimlerden birini görürsek kimse şaşırmasın. Vida konusu ise biraz daha ciddi. Neden derseniz, taktik anlamda ileride basan takımların (boş bırakmak suretiyle) topu Vida’ya yönlendirerek Beşiktaş’ı top kaybına zorlaması rakip teknik adamlar için bir opsiyon halini alıyor da ondan. Örneğin, bu metot Abdullah Avcı’nın Beşiktaş ile oynarken sıklıkla başvurduğu taktik dokunuşlardan biri. Vida taca çıkarılamayacak kadar önemli bir oyuncu halini aldığına göre takım içinde ona kısa ve garanti pas olanakları yaratmak sanıyorum yapılabileceklerin başında geliyor.
Sanıyorum değinmeden geçmememiz gereken bir konu da Lens’in hoca ile olan ilişkileri. Özellikle hocanın Quaresma konusundaki dinginliğini göz önüne aldığımızda Lens’i kum torbası gibi görmesi dikkatli gözlerden kaçmıyor. Malatyaspor maçında kaçırdığı golle serzeniş ve sitemlerin en sunturlusunu hak ettiği savına ben de katılıyorum ama hocanın kaçırdığı nokta şu; insani ilişkiler bağlamında her etki herkeste aynı tepkiyi tetiklemez. Kimi futbolcu fırça yediğinde hırslanıp iki kat mücadele ederken, bazısı tenkitlerin ardından kendisini koyverebilir, motivasyonunu kaybedebilir. Jeremain Lens’in Ağustos 2017’den bu yana devam eden Beşiktaş kariyerinden benim anladığım ikinci tip oyunculardan biri olduğu yönünde. Açıkçası Şenol Güneş’in de Ricardo Quaresma’ya gösterdiği sabır ve toleransı aynı şekilde Lens için kullanmadığını düşünüyorum. Bu nedenle bu gece ardı ardına yediği fırçalar ve kaçırdığı gol sonrası kenardan kemendi yemesi, önümüzdeki maçlar için bu futbolcuyu menfi anlamda etkileyebilir.
Biliyorum şimdi diyeceksiniz ki, “5 maçta 13 puan yapmış takım bu kadar eleştirilir mi?” Evet, kısmen haklısınız ancak şu noktayı es geçmemek gerekiyor. Başakşehir ve Galatasaray’ın da yüksek puan performansı göstermesi, düğümün derbilerde/üst sıra takımlarının maçlarında çözüleceği izlenimi uyandırıyor. Doğrusunu söylemek gerekirse, bahsettiğimiz maçların sonucunu da ufak ayrıntılar belirliyor. Örneğin, Malatyaspor karşısında kaçan golleri Başakşehir maçında kaçırırsanız rakip cezayı keser, siz dizlerinizi döverken de atı alan çoktan Üsküdar’ı geçmiş olur. 
Yıllardır bundan çekmedik mi?

Cem Top

12 Şubat 2019 Salı

Japon yapıştırıcısı


Japon yapıştırıcısı

         En başından söyleyeyim, bu sezona Şenol Güneş ile başlanılmaması gerektiğini düşünenlerden biriyim. Geçtiğimiz sezonun ikinci yarısından itibaren hocada gözlemlediğim motivasyon kaybı, olaylı Fenerbahçe kupa maçının tekrar edilmesi kararından sonra büyümüş hatta bıkkınlığı da beraberinde getirmişti. Mevcut şartlar altında hoca ile sezon bitiminde vedalaşılması ve onore edilerek yolların ayrılması belki de en isabetli tercih olacaktı. Bu tür önleyici bir yönetim tarzı ortaya konamayınca, arazların bu sezona sirayet etmesi benim açımdan sürpriz olmadı. Öte yandan ikinci yarının üç haftası oynanmış ve Beşiktaş camiası, “Acaba yeniden yarışa ortak olabilir miyiz?” şeklindeki düşüncelere dalmışken, Bursaspor maçının bir gün öncesi patlatılan “Şenol Güneş milli takıma gidiyor” haberlerinin de çok iyi niyetli izler taşımadığını düşünüyorum. Zaten bütün bir haftayı “Kagawa gol atınca hangi şarkı çalsın?”, “Bizim japona Japon selamı vermek lazım” gibi polemiklerle geçiren taraftar bu haber üzerine ikiye bölünürken, son dönemde çocuk parkına dönen Vodafone Park’ta bir başka puan kaybı yaşanacağı endişesi adeta tüm tribünlere yayılmıştı.
         Açıkçası maç başlangıcı, korkulanın başa geleceği izlenimi doğurdu. Samet Aybaba kurduğu tempolu, fizik gücü yüksek orta alana ileride baskı yaptırıyor ve Beşiktaş’ın geçen sezondan bu yana kanayan yarasını kaşımaya çalışıyordu. İlk 15 dakikalık bölümde Bursaspor’un planları işlerlik kazandı ancak yeşil-beyazlıların önemli handikabı vardı. Kazanılan topların kullanılması konusunda becerili isimler sahada olmayınca, Beşiktaş kaybettiği topları kısa zamanda geri almaya başladı. Bu noktada Atiba Hutchinson’dan övgüyle bahsetmemiz lazım. İhtiyar delikanlı, hem bilinen sezgileriyle çok top kazandı hem de Badji’nin markajı altında bocalayan Ljajic’e ileri çıkarak yardım götürdü. Mirin de baskı altında ileriye ve dikine oynama becerisi gösterince, Bursaspor orta alanı iki ceza sahası arasındaki geniş bölgede sürekli gidip gelmek ve yüksek eforla oynamak zorunda kaldı. İşin gerçeği, Samet Aybaba’nın elinde farklı bir oyun tarzını dikte edecek yedek kulübesi de yoktu. Bu nedenle Burak Yılmaz’ın alışılagelmiş santrfor vuruşlarından birinde bulduğu gol sonrası, Bursaspor’un sahadan puanla ayrılması ihtimali şans faktörüne kalmıştı. Nitekim ikinci yarının büyük bölümünde de oyun Beşiktaş’ın istediği gibi gitti ve fark ikiye yükseldi.
         Şahsi fikrim, Beşiktaş kurmaylarının oyundaki ve takımdaki bu değişimi iyi etüt etmesi gerektiği yönünde. Safra sayabileceğimiz bazı oyunculardan kurtulunca takımın hızlı şekilde yükselmesi sizce tesadüf müdür? Ligin ilk devresinde sitem ve kızgınlıkla saha içinde kalkan eller kollar bugün birbirlerini kucaklıyorsa, takım birlikteliğini neyin bozduğunun tespiti idari ve teknik yönetim tarafından yapılmaya muhtaçtır. Burak Yılmaz’ın dönüşünün yarattığı gerginlik unutuldu, saha içi yardımlaşma üst düzeye çıktı ve yeşil zeminde yüzler gülmeye başladı. Şenol Güneş de -eğer ki, takımın başında kalacaksa- geçmişte yaptığı hatalardan ders alırsa, bu yükseliş uzun soluklu olabilir. Tecrübeli çalıştırıcı, bu gece de gereksiz ve saha içinde birden çok futbolcunun yerini değiştirdiği hamleler yaptı. Örneğin Ljajic maç içinde santrfor arkası, orta alan, sol ön ve sağ önde oynamak durumunda kaldı. Her değişiklikte yeri değişti. Hatırlanacağı gibi Erzurumspor önünde bu tip kapsamlı değişikliklerin ceremesi, takım dengesi bozularak ödenmişti. Bence tüm kulüp yetkililerinin yakalanan bu havayı korumak için futbol takımının üzerine titremesi gerekiyor. Birlikteliğin sembolü Shinji Kagawa, saha içinde olduğu kadar camia içinde yarattığı sempati ile “Japon yapıştırıcısı” rolüne soyunmuş durumda. Quaresma ve Şenol Güneş isimleri üzerinde ayrılan milyonları birleştirdi ve bir araya getirdi. Bu bile Kagawa transferini tek başına değerli kılar.
        

CEM TOP

8 Şubat 2019 Cuma

KAGAWA İTTİFAKI "birlik beraberlik diriliş"



Japonya Beşiktaş'ın neresine düşüyor.

Gereken hırs ve liderlik Atiba'da mevcuttur. 
Hemen yazının başında söyleyeyim, tam ortasına düşüyor teorik olarak. Pratikte ise önümüzdeki günlerde çözülmeye çalışılan bir maçta göreceğiz. Gelelim Beşiktaş'ın içinde olduğu naftalin kokulu günlerin devamı niteliğindeki bu süreç.

Yüreğimizin taptaze olduğu zamanlardan çürüdüğü zamanlara efsane bir geçiş yaptık, Ekrem Dağ gibi olduğumuz yerde dönüyoruz.

Bir göz gezdirelim duruma; Love kazması Alanyaspor’un elinden Lewandowski sanılarak alındığı günden itibaren burnumuz yerden kalkmadı. (bunun bir atasözü var ama yazıyı kirletmeyelim) Atanımız iyi sandık ama kendisi çamaşır makinesi çıktı. Forvet eksikliği orta saha yetersizliği defans sıkıntısı Fabri’nin gidişi Şenol Güneş’in laz inadı derken; Şampiyonlar ligi gelmeyince yüksek maaşlı oyuncuların oluşturduğu sönmüş yıldızlar topluluğu sorunlar yaşamaya başladı. İki senelik şampiyonluğun getirdiği nakit paralar kur artışına sayılınca ortada kocaman bir borç ve maaş yükü kaldı. Elde kalan son birkaç kap kaçakta satılarak yerine yenisi konmayınca durum artık sarpa sarmaya başladı.
Taraftar taraftarlığını yapıyor ama yönetim artık çay kahve içer gibi röportaj verdiği ekranlardan kaçıyordu. Kulüp yönetilmiyor sadece idare ediliyordu.
5. Sabahın şafağında kaosu en üste çıkaracak o büyük o kutlu o Ronaldo vari forvet Beşiktaş'a adım attı. Kış artık yerine kar boran fırtınaya bıraktı.

Bu futbolcu İnönü de Beşiktaş'ın bir maçında imPARAtor’un manevi oğluyken gaza gelmiş ve kendini orta saha da yere atıp maçın 3 3 bitmesini sağlamış, daha sonra gittiği bütün renkli kulüplerde formayı öpmüş o kulübe canını vermek için salvolarda bulunmuş boylu poslu tek vuruşları iyi yan top vasat olan bir kardeşimiz. Yıllarca antipati ile yaklaşılan, sorun yaratacağı kesin olan bu kardeşimizi üstün yetenekleri olan Sayın Fikret Orman  ve transfer komitesi getirip Beşiktaş’ın ortasına bıraktı. Scout ekibimiz Asya kıtasında araştırma yaptığı sırada, Trabzon alt yapısında bu 33 yaşındaki keşfedilmemiş ucuz (2.2 milyon Euro) olan kardeşimizi keşfetti. 6 nokta körler derneği kendilerine plaket vermiş fakat alamamışlar, bu ne güzel bir transfer.

Diğer 17 takımın aklından geçen ilk cümle; Ohhhh mis gibi kaos.

Bakın daha 1 sene önce Bayern’i yener miyiz diye naralar atan taraftar şimdi ise bu yağız Beşiktaşlı yakışıklı forveti sahiplenmek zorundaydı. Daha ortada para ve konumu ile ilgili sorunlar bitmemişken hem de!

Bu cümleleri yazarken bile sahiplenme cümlesinin içine “Beşiktaş ögedir gerisi yüklemdir” yazmak istedim ama kelimeler cümle kabul etmiyor. Ha bu sırada maaşı ödenmediği için “abi bizim maaşlar ne oldu” diye yönetime soru soran bütün futbolcular kadro dışı bırakıldı ve formsuz denildi.
Evet bir ikisi formsuzdu, Tolga 3 senedir kalede değildi şimdi mi anlaşıldı, ya Tolgay (bu arada bu arkadaş tam anlamıyla truva atıymış, savunduğumdan değil maksat soruyu tamamlamak, kendisi sadece gönderdiğimiz vasat altı bir boş topçu) Love niye tutmadı niye parası verilmedi, Pepe nerede, Gökhan Töre neden kiralanmadı Orkan neden geri çağrıldı, yönetim bana sahip çıkın demekten başka ne iş yapıyor, Hoca inattan başka her işi yapıyordu. Lig başladı üst üste puan kayıpları, içeride mağlubiyetler tam bir çöküş dizisi.

Devre arası yukarıda yazdıklarım yapılmaya başlandı. Burak geldi Love tolgay Pepe gitti, kiralıklar vs. Taraftar, Başkan Burak ve anticileri şeklinde mis gibi 4 e bölündü ki zaten bir birlik yoktu.
Evet bu bir netfilix dizisi değil gözümüz kulağımız her şeyimiz Beşiktaş'ımızın içler acısı haliydi (içim ağrıyor yazarken)
Derken; Japon kağıt katlama sanatında usta, güzel gülen Samet Aybaba efektli kardeşimiz kapımızı çaldı yada davet edildi.
Dünya yeniden bizi yazmaya başladı, come to Beşiktaş etkisi bir nebze de olsa canlandı.Hiçbir şeyi unutturmaz ama en azından hafifletir ve ligi 2. Bitirebiliriz.
Yeniden birlik olmalıyız.
“hiçbir şeyi unutmadan ama”
Yönetim çıkıp, gelen nakitlerin nerelere harcandığını yapılan hataları sevapları tek tek açıklamalıdır. Burak'ı seven hain Burak'ı sevmeyen Beşiktaşlıdır mantığından vazgeçilmelidir, en azından 14 hafta. Hoca genç oyuncuları sonucu ne olursa olsun takıma monte etmeli kırmızı kart sorunu olan arkadaşlarla "go home" denmelidir.
Oğuzhan sene sonuna kadar bakılıp toparlanmazsa teşekkür edilmelidir. Defans sabit kalmalı, iç sahada sonuna kadar takım desteklenmelidir. Yönetim taraftarı azarlamak yerine sorunun kendisinde olduğunu politikanın değişmesi gerektiğini anlamalıdır.
Umut Şafak vs şahıslar reklamlarını bitirdilerse vedalaşmalı, taraftara küfür eden bu abilerin Beşiktaş olmadığı sürece bakkaldan manavdan faksız oldukları anlatılmalıdır. Yalan haberlere verilen cevaplar sertleştirilmelidir.

Bu çekik gözlü kardeşimizle gelen yalancı bahar normal bahara dönüşene kadar herkes artık susmalı ve işini yapmalıdır.

Burak kardeşimiz büyük hatalar yapmış biridir, "e adam vurmadığına göre en azından kendini affettirene kadar durumu gözden geçirilmelidir"

Bayer’i yenmeye çalışırken içerde Erzurumspor’a nasıl puan veriyoruz sorulması gereken soru budur.
 
çArşı eski günlerine dönmeli Beşiktaş'a sahip çıkmalı en azından bu sosyal medyadaki ayrıştırıcı dilinden vazgeçmelidir.
Taraftarın yeri tribün takımın işi sahadır, bu en azından bir süre ayırt edilmelidir, susmak değil sadece bu yıl bitene kadar en azından sabredilmeli. 

Aday olmak isteyen hesap sormak isteyen seçimde görevini yapmalıdır.

Kaos le uğraşırken Fener kümeden çıktı
Gs Ümit Öztürk ile 8 galibiyet aldı, rakibinden teşvik ile forvet devşirdi.

İBFK 6 tane devlet bağlantılı sponsor bağladı.

Sorarım size şimdi kaos kime yarıyor.
Ha bu arada kimseyi aklamak derdinde değilim, derdim artık Beşiktaş'ı düştüğü durumdan kurtarmak üzerine sesli düşünmektir.

Saygı ve Sevgilerimle

Hopa Japon’larından
Ercan Nogay KAGAWA Alper



About