26 Mayıs 2017 Cuma

BEŞİKTAŞ’ LI OLMAK MI? BİR KUYRUKLU YILDIZA ÂŞIK OLMAKTIR.


23 Kasım … İnönü Stadının açılış maçı. Beşiktaş-AIK Stockholm. 
Süleyman Seba'nın 40. dakikada attığı ilk gol. 23 Kasım benim doğum günüm. Babamın, siyah beyaz atkıyı boynuma ilk sardığı gün. Benim için Beşiktaş budur soran olursa. ……. Daha çocukken mi? - Taş mı? Bahçe mi? Saray mı? diye soran arkadaşlarımıza - Taş ulan! Diyebilmekti mesela. İşte o cesur, yalnız çocuklar bizler değil miydik? …….. 

Yıllar ilerledikçe; Babamla Fulya’dan Beşiktaş a inerken, yolda marşları onunla tekrar etmekti. Beni omuzuna alıp taşımasın o yorulmasın diye, hiç yorulmadığımı söylemek sonra. Maç çıkışı ‘Ne kadar bağırdın bakalım, sesin çıkıyor mu hala senin?’ diye sorardı. Kısık sesle konuşurdum, anlardı öyle olmadığını da işte yine de söylemezdi. ‘Aferin kızıma’…İşte bu aferin yeryüzündeki bütün takdirlerin üstündeydi. Dünyanın en mutlu çocuğu bendim. Buydu içimde dalgalar halinde büyüyen Beşiktaş o zaman. Maçı kazanınca babam çok güzel gülerdi. Sanki hep gülerdi ve tüm zamanlara yayılırdı kahkahası. Babamın güven veren ve bir kahramanı andıran sesiydi Beşiktaş. Gittiğimiz maçlar, davullar bayraklar, marşlar, kornalar…Bunları anlatacak gücüm yok şu an… Ama şunu söyleyebilirim. Ben Beşiktaş’ı Baba’mdan… Baba’mı Beşiktaş tan öğrendim. …. 

Kendimi bildim bileli Beşiktaş’ı sevdim. Sahi nereden başlıyordu tam olarak bu aidiyet? Tribünde, televizyon başında, sokakta, bütün o insanların hissettiği ortak şey nedir? Hepsini aynı anda sevindiren, bağırtan, çıldırtan, ağlatan duygu; kaçan bir penaltı, kaybedilen bir maç, bir tur mu, galibiyet mi sadece? İnsanları sokağa döken, otobüslerden, arabalardan sarkarak bayrak sallatan, tanımadığın milyonlarca insanla beraber icat edilmiş bu ortak dil ve konuşmadan paylaşılabilen tüm bu duyguların sebebi ne olabilir? Hangi psikolojik deha açıklayabilir bunu? ……… Siz de Beşiktaş kelimesini gördüğünüz, duyduğunuz her yerde sanki kendi isminizi duymuş gibi dikkat kesiliyor musunuz? Aynen. ……. 

Beşiktaş’ lı olmak; bir takımın taraftarı olmaktan çok daha fazla şeyi kapsamaktadır. Beşiktaş’ lı olmak bir tavırdır. Evveli vardır. Sebebi vardır. Karşılıksız sevmek ve sevdiğine koşulsuz bağlanmaktır. Bazen ‘Olsun ya boş ver’ derken bile gözlerinin dolmasıdır. 200 metre ötedeki markete bile arabayla gidip, Beşiktaş tan İnönü ye coşkuyla yürümektir. Beşiktaşlı olmak adil olmaktır, hakkını teslim etmektir. Tekerlekli sandalye basketbol ligi tarihinin ilk derbisine yönetim kuruluyla, taraftarıyla gidip takımını yalnız bırakmamak. Ve maçı kaybettikten sonra, tribünde yönetimi dâhil tek destekçisi olmayan rakip takım oyuncularını kendi takımlarıyla birlikte tribüne çağırıp alkışlamak, rakibin zaferini kutlamak en önemlisi de bunu yaparken samimi olmaktır. Bir kuyruklu yıldıza âşık olmaktır Beşiktaş’ lı olmak. Belki senin için 100. yılda kazandığımız Şampiyonluk kupasıdır. Senin içinde 2003 yılında Gençlerbirliği maçından sonra İlhan'ın gözlerindeki yaştır. Bir diğeri için kalede bir Pancu iken, kimisi için baba hakkının Süleyman Seba’nın alnına koyduğu öpücüktür. Feda zamanı “İşte bu veda değil, feda zamanı. Sen Hakkı'msın, Şeref'imsin, Seba'tımsın ,ömürler feda sana Beşiktaş.” dinleyerek seneleri geçirmektir, tek yürekte. Soğuk bir 2016 Aralık akşamı Kiev de skoru değil de dakikaları saymıştık. O gece sabaha kadar bekleyenlerin arasında bir abi dedi ya hani ‘Dimdik durun, kaldırın başınızı’; kalbimizi de aynı anda ayağa kaldırmıştı. Kırgındık ama dimdik durduk. Budur belki. Belki de, Benfica maçında 3-0 gerideyken tribünden sahaya akıp maçı lehimize çevirdiğimiz andır ya da 10 kişi kaldığımız Olympiakos maçını 4-1 almış olmaktır. Olamaz mı? ………….. 

Hemde açık denizde tek başına seyreden yelkenli olmaktır. Dev dalgalar teknenin gövdesini döverken, kendine yol açmaktır. Biz biliriz neresi kayalıktır, neresi sığ… Üstümüze gelen acımasız dalgaları geminin bordosundan almayız. Karda, yağmurda, çamurda, fırtınada gemiye sahip çıkarız. O stadı tıka basa doldururuz biz. Tuzlu su yüzümüzü yakar da biz yine güler geçeriz ama hayallerimizden geçmeyiz. 90 dakika bitmeden sevinmemektir ve 90 dakika susmamak demektir. Beşiktaşlı olmak yanlış anonslara itibar etmemektir  

Evet ……..en çok Süleyman Seba'yı özlemektir. ….. Eğer sizin de anılarınıza biraz uzanabildiysem, Beşiktaş’ı neden sevdiğimizi bir daha hatırlatabildiysem, amacına ulaşmış demektir okuduklarınız, naçizane. Bu sezon için son virajdayız artık …hatırlamalıyız, her birini. Yıldızların, skorların, hiç kimsenin ve hiçbir şeyin Beşiktaş’ın üzerinde olmadığını, bizim bizden başka dostumuz olmadığını, Beşiktaş için emek veren herkesin çok kıymetli olduğunu…sevinmek için sevmediğimizi unutmamalıyız. Bilinsin..Beşiktaş’ın sahibi taraftardır. Ve taraftar bir teknik direktörden daha etkili ve yetkili bir güçtür. O güç kendi takımına asla zarar vermez. Bilinsin… Efendi olmak haksızlığa karşı susmak demek değildir. Bilinsin…Sizin beğenmediğiniz taraftarlar; Yurtiçi/yurtdışı gidilen tüm deplasmanlarda ve Arena da, her şartta her daim tribünün hakkını vermiştir.! Ayrıca; Toplumun tüm düzensizliğine, milli felaketlere, engelli çocuklara, köy okullarına, , Kızılaya kampanyalar düzenleyen; Futbolcusuna, semtine sahip çıkan tek ve en güzel taraftar Beşiktaş Tribünüdür.! 

Bilinsin…Biz bir olunca kaybettiğimiz maçları da kazanıyoruz! Büyük bir takım yenildiği zaman da bir şeyler kazanmasının bilir. Çünkü Beşiktaş şampiyon olamadığı zaman bile şampiyondur! Bilinsin… herkesin takımını değiştirme şansın var ama bizim yok. Biz Beşiktaş’a ve birbirimize sahip çıkarız. BİLİNSİN…..Beşiktaş lı olmak, Beşiktaş lı ölmektir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Lütfen değerli yorumlarınızı bizlerle paylaşınız.

About