25 Temmuz 2017 Salı

Şampiyonlar ligi kuru grubun hangisi Sende dene

Aşağıdaki siteden

Link

Beşiktaşımızın CL de grubunu sen belirle 😎😎


https://draw.inker.fun/#/cl/gs

New Balance'ın CELTİC 2017 2018 yeni sezon formaları



Diego Armando Maradona efsanesine dair herşey


Kaynak:  http://klasikfutbol.blogspot.com.tr/2009/10/tanrnn-eli-diego-armando-maradona.html?m=1


Hayatı film olsa, oldukça sürreal bir film olur, "fırtınalı gerçeklik" akımını başlatırdı.
"Onun portakal ve mandalinayla yaptıklarının yarısını ben futbol topuyla yapamıyordum" diyor milli takımdan arkadaşı Burruchaga. Platini de aynı şeyi onaylıyor; "Benim topla yamadıklarımı o portakalla yapıyordu" Bu portakal demeçlerinin sebebi Maradona'nın daha ufak bir yıldız adayıyken Arjantin televizyonlarında yaptığı şovlardı...


Maradona bugün futbolla içli dışlı olan 30-40 yaş üstü pek çok izleyiciye göre, gezegenin gelmiş geçmiş en iyi oyuncusu. FIFA'nın yüzüncü yılı dolayısıyla 2009 yılında yaptırdığı halk oylamasında birinci çıkması da bu bağlamda hiç şaşırtıcı değil. Muhakkak ki, hem Arjantin'le aldığı Dünya Kupası'na hem de nispeten döneminin sıradan takımlarından Napoli'yle şampiyonluğa ulaşması, onu bu pozisyonun diğer adayları arasında farklılaştırıyor. Fakat onun en büyük farkı; bol gözyaşı, sansasyon, skandal ve macera içeren hikayesi aslında...



FAKİRLİĞİN KOYNUNDAN
Bu hikaye Buenos Aires'in fakir bir ilçesinde başlıyor. Anne Tota'nın iddiasına göre sürekli karnını tekmelediğinden belli oluyor futbolcu olacağı. Hastanedeyse "Goooooool" diye bağırıyor doğum anında Tota. Oldukça iyi bir sahne kurulmuş değil mi? Tota'nı bu inandırıcılıktan uzak hikayesini bir kenara bırakalım şimdilik. Aile, derme çatma barakalarına dönüyor. Baba Chitoro bir işçi olarak ailesinin geçindiremiyor. Diego'ya ilk topunu bile amcası Cirillo alıyor, üç yaşındayken. Bir kanalizasyon çukuruna düştüğünde, boğulmaya başlayan küçük Diego'yu kurtaran da o. Bu Diego'nun yoksulluklar içindeki mücadelesiydi ve sahadaki karakterine de yansıyacaktı...


10 yaşına geldiğinde Maradona yörenin yerel kulübü Estralla Loja'da top koştururken, Argentinos Junior altyapısının yetkilileri onu gördü ve transfer gerçekleşti. Devre aralarında da ufak gösteriler yaparak, hem televizyonlarda hem de stadyumda kendini gösteriyordu. Üzerindeki baskılar bu yıllarda onun narsizmini tetikleyen bir hâl aldı. Ailesi onun hayatlarını kurtarmasını bekliyordu, takım yetkilileri bonservis hesabındaydı. Etrafındakiler ona ağabeylik yapar gibi görünürken, aslında herkes bu yetenekli adamdan üzerine düşen payı almaya çalışıyordu.



PALLADINO'NUN SUÇU
Maradona ise hepsini tatmin edebilecek kadar büyük bir yetenekti gerçekten. Fakat fazla çelimsizdi. Daha sonra hayatını olumsuz etkileyecek 'Palladino programına' burada başladı. Bir düzine iğne ve hapla gelişiminin sağlanması bekleniyordu. Bu sırada yıldızı yükseliyordu; 16 yaşına geldiğinde ilk maçına çıktı, 18'inde artık Argentinos'ta düzenli olarak forma giymeye başlamıştı.

78 yılında, 35 maçta 25 gol attığı bir sezonun ardından Dünya Gençler Şampiyonası'nı kazanan Arjantin takımının yıldızı oldu. Artık ailesine bakan da oydu, ailesinin şımarttığı da oydu. Basının büyük ilgisiyle karşı karşıyaydı.



MENOTTİ: "PSİKOLOJİK OLGUNLUĞU YOKTU"
Menotti ise onu yavaş yavaş milli takıma da adapte etmeye çalışıyordu. Buna karşın, 78 Dünya Kupası kadrosu 22 kişiye düşürülürken Maradona'ya da kupada olmayacağını açıklanmıştı. Jimmy Burns'e verdiği bir röportajda, "Hem yaş hem de psikolojisi itibariyle yenilgiyi kaldıracak bir olgunluğa sahip değildi" diyordu Menotti. O bunu söylerken, Maradona'nın aynı gün, kendisini odasına kilitleyip hüngür hüngür ağlamasıyla Menotti'yi haklı çıkarıyordu galiba.

Daha sonra verdiği bir röportajdaysa Maradona en büyük üzüntüsünü bu kupaya katılamamak olarak açıklıyordu Maradona ve Menotti'ye de "Demek ki Menotti yanlış bir şey yapmamış. Dünya Kupası'nı kazanan bir hoca yanlış yapmış olamaz" diyerek hak veriyordu. Ama yeteneği inanılmazdı. Bunu Menotti de biliyordu. Hızlıydı, atikti, top ayağından alabilecek biri doğmamış gibiydi...



BOCA İLE EFSANE SEZON
1980 yılında 45 maçta tam 43 gol atarak adeta bir makine gibi işledi Maradona. Bir orta saha oyuncusunun böyle bir rakama ulaşması, Avrupa'nın kapılarını açmış olsa da -ciddi talipleri arasında Tottenham, Sheffield United ve Juventus da vardı- o Boca'yı tercih etti. Takım şampiyon oldu, Maradona'ya tapıyordu Bocalılar.

Dünya Kupası iyi gitmedi. Kupa öncesinde yedikleri tekmelerden yılan Maradona pek çok maç kaçırmıştı. Basınla beraber, Maradona'nın şöhretini kullanmaya ısrarlı olan cunta da baskı oluşturuyordu Diego üzerinde. Bu sırada Falklands'ın (bakış açınıza göre Las Malvinas da olabilir) işgali de geldi. Ortam da Maradona gibi gergindi. Yine de oynadığı beş maçta da iyi oynayan Maradona, büyük pazarlıklar sonucu Barcelona'nın yolunu tuttu kupanın ardından.



ACI VATAN BARCELONA
Gece kulüpleri, uyuşturucu kullandığı iddiaları ve hocalarıyla kavgaları ilk olarak bu dönemde başladı. Etrafında bir sürüyle geziyordu adeta. Arjantin'den gelen arkadaşları için villasını büyüttürmüştü. Ufak bir tarikattı bu. İki sezon forma giydiği Barcelona'da çöktü Maradona. Sarılıktan üç ay sahalardan uzak kaldı, sonraysa ayağı kırıldı. Vatanını özlüyor ayda 15 bin dolarlık telefon faturası ödüyordu. Kulübün doktorlarına güvenmeyip özel antrenör getirmesiyle Başkan Nunez'le, menajerinin sürekli cin fikirleriyle etrafında dolaşması üzerine Teknik Direktör Lattek'le arası açılmıştı. Öyle ki Lattek, menajeri Cyterszpiler'in kulübe adım atmasını yasaklamıştı.

Lattek'ten sonra kulübün başına gelen Menotti de çözüm olmamıştı bu duruma. Bir de Kral Kupası finalindeki kavga sebebiyle üç ay ceza alması, özel hayatı kontrol manyağı bir kulüp sayabileceğimiz Barcelona'yı en sonunda bezdirdi. Maradona 33 maçta 22 gol attığı iki sezonun ardından Napoli'nin yolunu tuttu.



TANRI, MAFYA VE NAPOLİ
Napoli İtalya'nın köklü kulüplerinden biri olmasına karşın 1982-83 sezonunda orta sıralarda, 1983-84 sezonunda ise ligi düşme potasında bitirmişti. Bir çıkış yolu arıyorlardı; rekor bir transfer ücreti ödemeye razılardı Maradona için.

O, Napoli'ye gerdiğinde Napolili taraftarlar ortalığı bir karnaval havasına sokmuşlardı. İlk sezon sonunda herkes ona hayran kaldı. Takım ligi üçüncü bitiriyordu ama mafya üyeleriyle katıldığı özel partiler basının gündemindeydi. "Napoli için tekerlik sandalyede olsam bile oynarım" diyen Diego, 86 Dünya Kupası'nda takımının en büyük kozuydu. Takımın başına geçen Carlos Bilardo pragmatik çözümleriyle ünlüydü. Meksika'nın sıcağı soğuk etmeye çalışan takım tamamen Maradona'nın üzerine kurulmuştu. O günlerde Arjantin hızlı bir kontra-atak takımı görünümündeydi. Fiziksel olarak üst seviyedeydiler ve Maradona da takımına kupayı vermek istiyordu...



TANRI'NIN ELİ VE KUPA
Grup aşamaları ve ikinci turun ardından İngiltere ile karşılaştı Arjantin. Maçın ikinci golü, belki de Maradona'nın kariyerinin en güzel golüydü. Kendi yarı sahasından topu alıp iki kişiyi peşine takmış, üçüncü ve dördüncüyü seri çalımlarla geçmiş, beşinci olarak kaleciyi de aşarak topu kaleye yollamıştı. Ama tabii bu gol gümbürtüye gitmişti. Çünkü Maradona kafa topuna çıkarken, 'Tanrı'nın elini kullanmış' ilk golü eliyle atmıştı.


"O pozisyonda bir elle oynama varsa bile o el, Tanrı'nın eli" diyordu Maradona. "O golü elimle attığım bir için an, bir saniye bile olsun pişmanlık duymadım." Arjantin halkıysa Falklands'ın rövanşını aldığını düşünüyordu...


Yarı finalde Belçika'ya 2 gol atan Maradonalı Arjantin, Batı Almanya'nın karşısına çıktı. 114.600 biletli seyircinin izlediği bu maçın sonucunda Arjantin milli takımı ikinci kez Dünya Kupası'na uzandı. Turnuvanın en değerli oyuncusunun kim olduğunu tahmin etmişsinizdir.



NAPOLİ'Yİ YARATAN ADAM
Maradona bir şampiyon olarak Napoli'ye döndü. Kendine güveni daha yüksekti, etrafı daha da genişlemişti. Partilerin aranan ismiydi. Napoli'de elbette iyi oyuncular vardı. Careca, Alemao, Crippa ve Ferrara gibi isimler dikkat çekiyordu. Ama sezon sonunda onların duble yapmasını sağlayan Maradona'ydı. Hatta Careca, Napoli'ye gelmesinin tek sebebinin Maradona'yla yan yana oynamak olduğunu ve bu uğurda daha yüksek sözleşme tekliflerini geri çevirdiğini söylüyordu. Napoli, Serie A'yı alan ilk Güney İtalya takımı oldu.

İkinci sezonda ikinci oldular. Bir sonraki sezonsa Inter, ligi kasıp kavurdu ama UEFA Kupası finalinde Stuttgart'ı yenerek kupaya uzandılar. Bir sonraki sezon ikinci şampiyonluk geldi. Şimdi sıra, 1990 Dünya Kupası'ndaydı...



NAPOLİ TRİBÜNLERİ ARJANTİN'İ DESTEKLİYOR
Grup aşamasını geçtikten sonra, penaltılarla Yugoslavya'yı eleyip yarı finale kaldı. Ev sahibi İtalya'yla yapılacak maçtan önce Maradona, Napolili taraftarlara seslenerek "Gelin ve Arjantin'i destekleyin" demişti. Yıllardır ayrımcılıkla karşılaşan Napoliler bu çağrıya kulak verdiler. Arjantin 1-1 biten maçın ardından penaltılarla 4-3 kazanarak finale kaldı.Finalde rövanş Brehme'nin penaltı golüyle Batı Almanya'nın olurken Maradona'nın göz yaşlarına boğuldu o kare hâlâ akıllardadır.


Kupa dönüşü Maradona'nın çöküşü başlamıştı. Kokain, sürekli aldığı ilaçlar ve hızla kilo vermesi için seçilen yanlış tedaviler başına belâ oldu. Napoli yedinci olurken, kulüpte de gözden düşüyordu yavaş yavaş. "Stresliyim" diyor antrenmanlara çıkmıyordu. Mafya üyesi arkadaşları artık yeterince pastadan pay alamadıkları için ona sırt çevirmişti. Bir de evlilik dışı bir çocuğu olmuştu ve onu kabul etmiyordu. Maradona her şeyin kötü gittiği günlerde yapılan bir röportajda, "Hayatım boyunca çok çalıştım. Hiçbir şeyi hak etmediğimi söyleyenler yavaş olsunlar, kıçımı öpsünler!" diyordu hatta. Bir gün doping testinde kokain kullandığı da ortaya çıkınca 15 ay ceza aldı... Altın günlerin yerini kara günler alalı çok oluyordu.



KAÇIŞ ADRESİ, İSPANYA
Cezasının bitişinin ardından, Maradona kendisine haksızlık yapıldığını düşünerek İspanya'nın Sevilla takımıyla anlaştı. 25 maçta 5 gol atarak sezonu tamamladı. Sezon boyunca bekleneni veremedi ve Newell's'a geçti. Artık eski Maradona olmak için tek şansı 1994 Dünya Kupası'ydı. Turnuvaya iyi de başlamıştı ama doping testi hayatını yıkıyordu, yine pozitifti...


1995-96 sezonuna kadar futbol oynamadı, aldığı kilolar ortadaydı. Boca ona kucak açtı ama ancak 11 maç oynayabildi Maradona. İkinci Boca devrinin en unutulmaz kareleri olarak, sezonun açılış maçındaki taraftar karşılaması ve sezon içinde attığı bir gol sonrası takım arkadaşı Caniggia'yı dudağından öptüğü için imza attığı skandaldı. Son iki sezonunda sadece 6 maça çıkarak futbolu bıraktı Diego...



BAŞ BELASI KİLOLAR
Futbolu bıraktıktan sonra hızlı kilo almaya başladı. 1995 yılında kısa bir süre Racing Club'ın başına geçti ama başarılı olamadı. Kokain alışkanlığı hâlâ sürüyordu. 2000 yılında Uruguay'da kokain koması sebebiyle hastaneye kaldırıldı. Havana'ya geçti ve tedavisini orada gördü. Aynı senenin eylül ayında büyük bir kaza da atlattı. 2002 yılındaysa defalarca kez aldattığı eşi Claudia'dan ayrıldı. Gazetecilere tüfekle saldırdığı için 2 yıl hapis cezasına çarptırıldı ama ceza ertelendi. Her şey daha kötüye gidiyordu...


2004'te kalp yetmezliği yüzünden yine komaya girdi. Kokaini bırakması gerekiyordu artık. 5 ayın ardından tekrar Küba'nın yolunu tuttu ve bu sefer bu illetten kurtuldu Diego. "Kendimi Guguk Kuşu'ndaki Jack Nicholson gibi hissediyordum" diyordu tedavi bittiğinde. Kolombiya'ya gidip bir de mide küçültme ameliyatı oldu. Artık fit bir adamdı. Ama 2007'de bir kez daha hastaneye kaldırıldı. Kokainin yerini alkol almıştı ama o alkolü bıraktığını söylüyordu. Bunca eleştirinin içinde Arjantin Futbol Federasyonu onu milli takımın başına getirdi. Takım elemelerde çok başarılı oldu ama turnuvalarda başarılı olamayınca görevden alındı...



VIDELA-MENEM-FIDEL-CHAVEZ: SAĞDAN SOLA
Bu süre içinde daha önce liberal Carlos Menem'in ve cuntacı General Videla'yı destekleyen Maradona ile Fidel Castro, tedavi sırasında iyi dost oldular. Maradona da bu devirde sol ideolojiyi benimsedi. Şu an sol kolunda Fidel Castro'nun, sağ kolundaysa Che'nin dövmesi olan bir adam. Ayrıca Castro, Maradona'nın yazdığı otobiyografi El Diego'daki ithaflardan birine de sahip. Maradona'nın solculuğu Küba'yla da sınırlı kalmadı tabii. Venezüela Devlet Başkanı Chavez'le sık sık görüştü. Bush Arjantin'e geldiğinde onun üstünde 'STOP BUSH' yazan bir tişört vardı. Bu tabii ki Maradona'nın evrensel anlamda sıkı bir sosyalist olduğu anlamına gelmiyor...


Fırtınalı bir hayat geçirdi Diego, üstelik filmi çekilse bu kadarını da yaşamamıştır, gerçekçi değil denilebilecek türden. Ama ne yaparsa yapsın, hangi hatalara düşmüş olursa olsun, hangi dönüşümleri yaşamış olsun, ister iki yüzlü ister samimi olsun, kesin olan tek bir şey var; o da Maradona'nın dünyanın gelmiş geçmiş en iyi 5 futbolcusundan biri olduğu...
Doğum tarihi: 30 Kasım 1960
Ülke: Arjantin (91 milli maç, 34 gol)
Pozisyon: Ofansif orta saha, oyun kurucu, ikinci forvet
Öne çıkan özellikler: Üstün yetenek, çalım, top tekniği, pas, oyun zekâsı, sürat, asist
Boy: 1.65 cm
Oynadığı takımlar: Argentinos (76-81), Boca Juniors (81-82), Barcelona (82-84)
Napoli (84-91), Sevilla (92-93), Newell's Old Boys (93-94), Boca Juniors (95-97)
Arjantin Milli Takımı (77-94)
Goller: 588 maç, 312 gol

Hillsborough faciası futbol dünyasının en büyük felaketi

ingiltere futbol tarihinin en korkunç olayı olarak kabul edilen hillsborough faciası, 15 nisan 1989’da,sheffield kentinedeki hillsboroughstadı’ndaliverpool ve nottingham forest arasında oynanan federasyon kupası yarı final maçı öncesi gerçekleşmişti. maç öncesi çok sayıda liverpooltaraftarlarının zaten dolu olan bir girişe yüklenmesi nedeniyle oluşan izdihamda çoğu liverpoollu 94 taraftar ölmüş, 170 kişi yaralanmıştı.
maçtan sonra the sun gazetesi, liverpoollu taraftarların kurbanların cüzdanlarını aldıklarını, yardım etmeye çalışan polislere ise saldırdığını yazmıştı.

https://eksisozluk.com/entry/4968695

taraftarlari kontrolsüz sekilde içeri alan ve olayin sorumlusu olan, polistir.
facianin görüntüleri adresten izlenebilir :

http://www.contrast.org/…lsborough/history/full.asf

https://eksisozluk.com/entry/7590050

Zlatan İbrahimovic'ten 5 esaslı salvo

“Zlatan’ın olmadığı bir Dünya Kupası’nı izlemeye değmez”. Portekiz’e 2014 Dünya Kupası baraj maçında elenen İsveç’in yıldızı İbrahimoviç kameralara böyle konuşmuştu. Bu İsveçli’nin basınla olan münasebetindeki ilk sansasyonel demeci değil.Yazıdaki maddelerin içinde ilgili videolara linkler bulunabilir

Karşında Tanrı duruyor

Portekiz ile oynanacak baraj maçı rövanşı öncesinde İsveç televizyonu kendisiyle ülkenin dünya kupası şansı üzerine bir röportaj yaptı. Muhabirin İsveç'in maçı kazanıp kazanmayacağına olan inancı için Ibrahimovic "Portekiz maçın favorisi, onlra zorluk çıkarmaya çalışacağız çünkü Dünya Kupası'na gitmeyi istiyoruz, maçın nasıl sonuçlanacağını Tanrı bilir" cevabını verdi. Muhabirin "Tanrı'ya soru sormak biraz zor" yorumuna karşılık Ibra'nın cevabı "Tanrı karşında duruyor" oldu.

Kız kardeşini de getir

Ibrahimovic Barcelona antrenman sahasına ilk ayak bastığı günlerde taraftarlar ondan imza almak için etrafını sarmıştı. Ancak bir İspanyol kadın gazeteci Pique ile basında çıkan bir fotoğrafı ile ilgili onun sertliği ve erkeksi karakterini sorgulayınca İsveçli çileden çıktı.Kadın gazeteciyi imzaları dağıttıktan sonra arabasına çağıran futbolcu cevabını verdi. "Gay olup olmadığımı merak ediyorsan bu akşam evime gel....Gelirken kız kardeşini de getir"...

Fiat gibi kullanıldım

Zlatan'ın otobiyografisi "Ben, Zlatan" bir çok ülkede en çok satanlar listesinde uzun süre kaldı. İsveçli Barcelona'daki ilk 6 ayında çok mutlu olduğunu ama daha sonra her şeyin değiştini anlatıyordu. Özellikle teknik direktör Pep Guardiola ile karakter çatışmaları yaşayan oyuncu "eğer birisinin benimle problemi varsa gelip benimle konuşması gerekir, böylece 2 erkek gibi görüşebiliriz" diyordu. Bu ikilinin birbiriyle hiç konuşmadığı biliniyordu. Şöyle diyordu şampiyonluk koleksiyoncusu futbolcu "Messi'nin yanında 2.forvet gibi kullanılıyordum. Eğer bir Fiat gibi kullanacaksan neden Ferrari alırsın ki"

Hangi parfüm

İsveç milli takımıyla çıktığı bir maç sonrası bir muhabirin sorularını cevaplayan Ibrahimovic bir süre cevaplarını verdikten sonra muhabirin ceketiyle ilgili şakalar yapmaya başladı. İşi daha da ileri götüren Ibra bu sefer muhabirle "bu koku da ne, biraz kokuyorsun galiba" diyerek alay etmeye başladı. Soğukkanlılığını koruyup röportajı bitiren İsveçli muhabir, röportajın sonunda "Euro 2008'de görüşürüz" deyince bizimki hemen cevabı yapıştırdı, "hiç sanmıyorum".

Bunu karına sorsana delikanlı

İngiltere ile İsveç arasında 2004 yılında oynanan bir milli maç sonrası basın toplantısında bir gazteci Ibra'ya yüzündeki çiziklerin nereden geldiğini sorduğunda hayatının hatasını yapmıştı. Cevap gecikmedi..."Bunu karına sor bakalım"

PAOK VE SİYAH-BEYAZ

Bu yazı http://vliegendenederlander.blogspot.com.tr/2013/12/paok-ve-siyah-beyaz.html?m=1 adresinden alıntıdır, lütfen ziyaret ediniz.







Yunan kulüplerinin bir çoğu ya Yunan bayrağının rengi olan mavi-beyazı ya da Bizans İmparatorluğu'nun bayrağının renkleri olan sarı-siyah renkleri kullanmaktadır. 1926 yılında Pera'da kurulan PAOK ilk olarak aynı ekolden hareketle kendisine sarı-siyah renkleri seçer. Ancak, Selanik kentinde 12 yıl önce kurulmuş bir başka kulüp olan Aris'in de renkleri aynıdır ve yöneticiler 2 kulübün renklerinin aynı olmasına karşıdır. Böylece sonradan ezeli rakip haline dönüşecek 2 takım arasında bir maç düzenlenir. Kazanan renkleri muhafaza edecektir. Aris 5-2 kazanır ve renklerini değiştirmeden kalır. PAOK mecburen siyah-beyaz renklere geçmek zorunda kalır. Ancak armadaki, bir başka Bizans İmparatorluğu (ve Ortodoks Kilisesi) simgesi olan çift başlı kartal aynen kalır. Dolayısıyla PAOK'un Beşiktaş ile olan ilişkisi modern zamanlarda kurulmuş bir taraftar ilişkisidir, 2 kulübün temellerinde böyle bir dostluk ilişkisi yoktur. Bugün Yunanistan'da hem sarı-siyah renkleri hem de çift başlı kartalı armasında muhafaza eden tek kulüp AEK'dır.

Orhan Yıldırım: Pepe paftan mı geldi


Dile kolay... Real Madrid’te tam on sene aralıksız oynadı. Sadece savunma değil, ileri çıkışlarda da kritik katkı sağladı. Başarısını milli takıma da yansıtan Pepe, önceki gün yeni takımı Beşiktaş ile buluştu. Pepe’nin ilk gün izlenimlerini anlatalım. Biz PAF takımından yeni gelen genç sandık!

Oldukça fit durumda

Pepe’nin yaşı 34... Ancak inanılmaz bir fiziğe sahip. İdman tişörtü içinde kayboluyor gibiydi. Çok pozitif. Böyle sürekli gülen bir oyuncu daha görmedim. Real Madrid taraftarı olarak önceden bir çok maçını izledim. Şunu gördüm; sahadaki Pepe ile idman ve dışarıdaki bambaşka. Bunun tek açıklaması olabilir. O da şu; kazanma azmi ve hırs...

Herkesi şaşırttı

Pepe, idmanın başında takım ile çalıştı. Top idmanına geçilince, Güneş kendisini ayırıp kenara gönderdi. Pepe koşar adım kenara gitti. Ayakkabılarını değiştirip düz koşuya başladı. Yıldız oyuncunun tam saha tur yapmasını beklerken, o; yandaki sahayı da parkura ekleyip iki sahaya çıkarttı. Şaştık kaldık. Bu kariyerdeki oyuncunun çalışmaya bu kadar aç ve istekli olması mükemmeliyetini öne çıkarıyor. İlk idman bitiminde, mütevaziliği, medya ile içten konuşması, takım arkadaşlarına karşı sıcak tavırları... Beşiktaş sadece büyük tecrübeye sahip stoper almamış. Aynı zamanda, inanılmaz olgun karakterde bir sporcu transfer etmiş. Ligler başlayınca, bunu herkes gözlemleyecek.

Hayri Ülgen: yönetim aklını başına al



Takvim gazetesinden alıntıdır lütfen okuyunuz: http://m.takvim.com.tr/yazarlar/hayri.ulgen/2017/07/24/yonetim-aklini-basina-al

Beşiktaş geçen sezon Fenerbahçe veGalatasaray'ın iddiasını yitirdiği bir ligde bileBaşakşehir'le son ana kadar çekişerek zor şampiyon olmuştu. Bu sezon onların yaptığı transferlerden sonra şampiyonluğun daha da zora girdiği tartışmasız bir gerçek. Pepedışında hala bir transfer yapılmadı. BeşiktaşMarcelo gibi çok önemli bir oyuncuyu veriyorsa bu yönetimin büyük hatasıdır.Beşiktaş Şampiyonlar Ligi'nde oynayan bir takım olduğu için Marcelo'yu elinde tutmalıydı. Pepe'nin transferi doğru amaMarcelo gidince bu transferin büyüsü bir anda bozulmuş oldu.

SORUNLAR ÇOK
TALİSCA iyi bir oyuncu ve geçen sezon takıma çok yararı dokundu. Duran toplarda önemli işlere imza attı. Ancak sonra şımardı. Önce para istedi sonra takıma geç katıldı.
Şenol Güneş'le Fikret Orman'ın birbirlerine kırgın olduğuna eminim. Yapılan transferlerdeGüneş'in fikrinin alınmadığını düşünüyorum.
Beşiktaş Çin'e gidiyor ama Quaresma, Pepe, Talisca, Gökhan Gönül gibi takımın en önemli oyuncuları yok. Beşiktaş şampiyonluğa oynayacaksa takım birlikte olmalı.
Beşiktaş geçen sezon bir Başakşehir'le bile zor mücadele etti. Yönetim aklını başına alarak transferleri sezon başlamadan yapmalı.
Çünkü tüm takımlarda sonradan gelen bir oyuncunun o ekibe katkı yapması her zaman çok zor olmuştur. Beşiktaş'ın bir golcüye ihtiyacı olduğu kesin. Aboubakar olmadı ama alternatifi hala bulunmadı. Orta sahada Atibayoruldu, Oğuzhan iyi bir oyuncu ama istikrarı yok. Bunların da alternatifleri olmalı. Siyah-Beyazlılar bu sezon üç kulvarda da güçlü rakiplerle mücadele edecek.
Bu nedenle bir an önce takımın toparlanması şart.
Aksi halde şampiyonluk hayal olur.

About